Her sabah olduğu gibi o sabah da Kerem direksiyon başında en
iyi dostuyla konuşuyordu. Tanışalı tam beş yıl olmuştu, Alfa Romeo marka
arabasıyla. Yıllarca biriktirdiği parası yetmeyip bir de kredi almıştı
bankadan. On beş yaşından beri hayalini kurduğu o araba nihayet onun olmuştu.
O sabah yollar oldukça kalabalık ve sürücüler gergindi.
Trafiğin tam açıldığı Nilüfer sokağının köşesinden hızlı bir araç Kerem’in
önüne çıktı. Kerem hızlı değildi ve kolayca durabildi. Ancak diğer araç
sürücüsü frene ne kadar köklese de Kerem’in arabasına vurmadan duramadı.
Kerem neye uğradığını şaşırmıştı. Bir hışımla arabadan
fırladı ve arabanın hasar görmüş olan sağ ön çamurluğa koştu. Başka hiçbir şeyi
gözü görmüyordu, Dünya durmuştu onun için. Henüz, karşı tarafın sürücüsüne
sinirlenmeye bile fırsatı olmamıştı. Hasarın maddi büyüklüğünü gördükten sonra
ancak dönüp de suçluyu aradı gözleri. Bir saniye içinde beyni öyle hızlı
çalıştı ki, hatalı sürücüye söyleyecekleri kafasında hazırdı. “Bu sokakta bu
kadar hızlı gidilir mi be adam! Hadi hızlısın, bari kavşaklarda bir yavaşla da
sağına soluna bak! Ben bu arabayı ne şartlarla aldım sen biliyor musun?
Masrafları sen karşılasan bile benim gözümün nuru arabamın değerinden gitti
bugün. Ben onu kuşlar kirletmesin diye ağaçların altına bile park etmezken sen
nasıl serseri bir mayın gibi umarsızca sokaklarda gezersin. Senin için kendi
araban üç kuruş etmeyebilir, ama bu araba benim her şeyim, lanet olası herif.”
diye az sonra söyleyeceklerini düşünüp bilenirken… Birden bire onu gördü.
Sessizce orada öylece duran ve sanki şoka girmiş gibi konuşmayan o kızı gördü
ve işte o an Kerem de birkaç saniye için dondu kaldı. Ona çarpan arabanın
şoförü aylardır muhtelif yerlerde rastladığı, çok beğendiği ve hatta zamanla
aşık olduğu o güzel kızmış meğer.
Aylardır Kerem'in bu kızda dikkatini en çok çeken şey asla
acelesi olmazmış gibi sakince yolda yürümesiydi. Bir de, rahat kıyafetleri
kendine ne kadar da yakıştırdığını fark etmişti. Hafif bir makyajın bile
yeterli olduğu o pamuk tenine dokunduğunu hayal ederdi. Ellerini ovalayıp
üşüdüğü belli olduğunda uzaktan, ona sarılıp ısıtmak isterdi Kerem. Aylardır
onu düşünüyor, onunla nasıl tanışabileceğine dair kafasından senaryolar yazıyor
ama asla bunların hiçbirini gerçekleştirecek cesareti kendinde bulamıyordu.
Kerem bu senaryoları düşünüp dururken, bugünkü kazanın hikâyesi yazılmıştı
demek. O, tanışmalarının romantik filmlere taş çıkartacak bir sahneyle olmasını
hayal ederken belki de daha dikkatli olmalıydı. Ama şimdi her şey önemini
kaybetmişti, sadece o lacivert kazaklı ve kot pantolonlu kız vardı gerçek olan.
Tam karşısında ürkekçe ona bakıyordu ve kaza mağduru olduğunu düşündüğü genç
adamın ona az sonra neler söyleyeceğini tedirginlikle bekliyor gibiydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder